kIRKKKKKK :)


Taaa derinlerimde bir yerden, hatta içimden git gide genişliyormuş gibi hissediyorum şu son birkaç günde. 3 gün evvel kırkıma bastım. Her doğum günümde yazdığım gibi, bugün de yazıyorum kendime.

İçimde kördüğüm olmuş nice zincirleri koparmaya başladığımda, gerçek ben olan kendime kulak verdiğimden sonrasından, şimdiye kadar olan geçen süreçteki şu andaki kendimden gurur duyuyorum. Bazı insanların küstahlık sayabileceği, bazı insanların da hak verebileceği bu cümleyi kendime söylediğim için de gurur duyuyorum.

Kendi kendime hep söylendiğim ya da hem konuşup hem de cevap verdiğim zamanlarımın doğrultusunda gidip geliyorum ben de herkes gibi. Bir anne olmak, bir eş olmak, bir evlat, bir teyze, bir kuzen olmak çok güzel. Sevdiklerinle birlikte geçirilen anlar çok kıymetli.

İşte bu kıymetliliktendir ki; yaşanılan bunca güzel anların büyüsünü unuttuklarını ve sadece kendi gözlüklerinden baktıklarını görmek, özellikle bu sene, beni incitti. Şu anki yaşadığım mutluluğa, huzura çok sevindiklerini söylüyor olmaları beni daha da mutlu ederken (çünkü onlar benim bunu uzun zamandır hak ettiğimi söyleyen canlarım), bunu göstermemeleri beni gerçekten incitti.

Geçen sene yazıp paylaşmış olduğum dileklerimle ilgili postumu, yenileyerek ve çok daha güzelini bu sene paylaşmak nasip oldu. Çünkü bu sene o dileklerimin kabul olduğunu beyan ettim sevdiklerimle. Ya da herkese :) Her fırsatta ne kadar aşık olduğumu söylüyorum insanlara. Mesela; “Nasılsın?” diyorlar, “Çok aşığım” diyorum. “Işıldıyorsun” diyorlar, çok aşığım diyorum. “Beni aramayı unuttun” diyorlar, ben yine aynı cevabı veriyorum :) “Çok aşığım” diyorum. Çok aşığım çünkü :) Başta canım aşkıma çok aşığım. Cansu’ma ve Bahar’ıma çok aşığım. Aşk böreklerime, yeğenlerime çok aşığım. Güzel aileme çok aşığım. Aslında ben nefes alıp verdiğimiz, evrendeki şu kısacık anlarıma çok aşığım. Ben sevmeye çok aşığım. Alışığım da.

Aşka aşık olan, aşkı bana giydiren, aşkın ben olduğunu bana sadece söyleyen değil, yaşatan Kocaman’ım; bu sonsuzluk evreninde seninle yine, yeni, yeniden karşılaştığım için çok mutluyum.

Otuz dokuz yaşımın benden uzaklaştırdığı tek kötü şey, pamuk prensesimizin artık bizimle aynı evrende olmayışı. Evlat, dost, arkadaş, sırdaş, yoldaş, dertdaş, oyundaş, uykudaş. Her şeydi o bana. Yüreğime değen hüznü hissederdi. Gözümden akan yaşı temizlerdi. Benim koruduğum gibi korur, benim hissettiğim gibi sevgi gösterirdi Derin’e. Bu, tam “on altı senedir” onsuz kutladığımız ilk doğum günümdü. Çok garip. Çok yürek burkucu.

Ama, her ne kadar sevdiklerimiz de olsa bazen ayrılır zamanları yaşanır. Yaşanır çünkü yeni gelecek olana yer açılması gereklidir. Bu sadece ölüm için geçerli de değildir. Her ruh, olması gereken yerde, olması gereken ruhla buluşmalıdır. Sandığın en doğru, bazen seni en yanlışa sürükleyen olabilir. Her bir ruhun alacağı bir ders olduğuna inanıyorum. Aslında her birimiz kendi içimizdeki gerçekliklerle baş ediyoruz böyle durumlarda. Görmekle bakmak, söylemekle göstermek arasında çok büyük fark vardır. Bir de doğru kalpler. Saatlerce duvara seni seviyorum de, o duvar çiçek açmaz. Toprağa ekilen bir tohuma da seni seviyorum desen sadece olduğu şeye dönüşmez. Sulamak, emek vermek, zaman harcamak gerekir ki o da sana bunu hissettiğini gösterebilsin.

Hani vardır ya bazı insanlar, hiçbir şeye üzülmez, hiçbir şeyi kafaya takmaz. İşte, öyle insanlar gibi olmak isterdim bazı zamanlarda. Mesela pamuk prensesimi kaybettiğim zamanda, benim cenazem vardı. Ama benim adıma değil; koşarak gittiğim, “anlarım” dediklerim, anlaşmış gibi bana tek cümle söyleyip yanıma gelmediler bile. Günler sonra, sadece kendilerini ilgilendirecek sebepten dolayı geldiler. İşte böyle zamanlarda ben gerçekten gamsız insanlar gibi olmak istiyorum. Herkesin seçeneklerine saygı duyup, iyi ya da kötü sonuçlarını her birimiz yaşadığımız zaman bir arada olmaktır bence bağlılık. Sadece kötüde anlayış gösterip, iyide bir kötülük aramak değildir.

Yaşadığım bu kaybımın boşluğunda yerine gelen sevgi dolu bir sürü güzel kalp oldu. En başta benim kendi çekirdek ailem genişledi. Tamamlandı. Evet bir eksildi ama iki geldi. Çok da güzel geldi. Bunun tadını yaşıyor olmanın verdiği huzuru anlatmıyor, yaşıyorum. Bunu yaşamış olmam demek de anlatmam demek anlamına da gelmiyor. Bazen sevdiğinin mutlu olduğunu bilirsin, görürsün ve uzaktan da izleyebilirsin. Ya da artık bu evrende nefes almıyordur ama seninle birlikte o aslında yaşamaya devam ediyordur. Daha nice kayıpların yaşanacağı günlerimiz her daim olacak. Tabiat kanunu. Lakin sadece bu kayıplarda değil, aslında tam tersine güzel günlerde de yolda birlikte yürüdüğüm ya da yürüyorum sandığım, bugün benimle olan tüm güzel kalplere teşekkür ediyorum. Evrene, kainata, Rabbime teşekkür ediyorum.

Kendime teşekkür ediyorum. Artık içimdeki kız çocuğunu gören, bu kadına teşekkür ediyorum. Ona kulak vermeseydi, içindeki zincirleri bir bir parçalamasaydı, kendini büyütmeseydi, önemsemeseydi belki de bugün bu kadar mutlu olamazdı. Yanlış anlaşılmasın, bu güne kadar da gayet mutluydum. Ama çoğu zaman başkalarını mutlu ettiğim içindi. Kimseden de dönüş falan beklemeden. Ben onlar mutlu olduğunda da mutlu olduğum içindi. Ama şimdiyse, kimse kusura bakmasın :) Biraz da kendimi mutlu etme zamanı :)

İyi ki doğdum ben :)

 


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

YUVAMA- bİR öMÜR-

kENDİME VE sEVDİKLERİME mEKTUPLAR yAŞ 39’ uma

iÇTEN gELENLER- gÜNLÜK - 06.12.2025