İÇTEN GELENLER- bEN VE aYNAYA bAKAN bENİmLE...
Bugün kendime yazıyorum. Uzun zamandır aynadaki kendimle
konuştuğum kendime. Sizle biraz dertleşsem, bir de bi betimleme yapsam bana
zaman ayırır mısınız? acaba benim yerime kendinizi koyar mısınız? Belki birazda
kendinizden bir şeyler bulursunuz.
Derdim
ki çatı katı sıcak bir yuva, sevdiğim adamla koyun koyuna, yavrularımızla el
ele, sevdiklerimle yürek yüreğe kocaman bir sofrada.
Sevmenin
ve sevilmenin tadını doyasıya çıkardığım, dokunmaktan kendimi alamadığım,
yüreğimi yüreğine yaslayacak, tıpkı okyanustaymışçasına kendimi bırakacağım bir
yürek, bir omuz…
Mutlu
olduğunda senin mutluluğundan bile mutlu olan, gözünün içine bakmaya kıyamayan,
delisiye kıskanan ama bunu sadece aşk dolu bakışlarında saklayan, dokundukça
bütün sinir uçlarını harekete geçiren- yeşiller açtıran, gözlerine baktığında
içindeki ormanda kaybolurmuşçasına sadece orada nefes aldığını ve
tebessümündeki çapkın gülüşüyle taçlandırdığı an, sıcak nefesini nefesiyle
karşıladığını.
Rakı
masasında bağıra çağıra şarkılar söylediğin, yollarda bile dans etmeden
duramadığın, üşüyeceğini bile bile soğuklara daldığın, güneşin sıcaklığında
kafayı bulduğun, kendini her şeyi onunla yapabilirmişsin gibi hissettiğin ve de
yapabildiğin, senin düşüncelerine önem veren, senin hislerinden anlayan, senin
mutluluğunu önemseyen centilmen bir adam düşünün.
Şuan
ki bildiğim ve nefes aldığım bu evren belki de defalarca daha başka şekilde
nefes aldığıma inanıyorum. Kaç paralel evrendeki ben varsa; bu güne kadar
yaşamış olduğum tüm seçimlerimin hala başka bir paralel evrende devam ettiğine,
ayrıca şuanda onlarla yaşamış olduklarımız bütün duyguların ve derslerin
öğrenildiğine, şimdiki zamanda daha önceden yapmış olduğum seçimleri
değiştirdiğime inanıyorum.
Etrafıma
baktığım zaman şu anki bulunduğum yerde sanki daha öncede farklı bir zamanda
bulunmuş olmuş oluyor da olabilirim. Bunlar teori ya da saçma sapan şeyler
konuşmak için değil.
Nefes
alabilmenin ne denli güzel olduğunun bilincini yaşamanın vermiş olduğu huzuru
çok uzun zamandırmış gibi içimde yaşamaktayım. Doğaya, insanlara, bana
anlatılanlara, sessizliğe, evrene, yaradana, yaşadıklarıma kulak verdikçe,
içimdeki ses bana ‘işte bu sizin için doğru paralel zaman’ diyor. Sadece iki
kişilik değil bu his etiklerim, biliyorum! Biliyorum, çünkü; bunun huzuruyla
uyanıryorum her sabah. Biliyorum,çünkü;
şükrünü dile getiriyorum her zaman. Biliyorum; çünkü, hamdını yaşıyorum her an. Tüm puzzle’lar
oturdu. Yaşanacak olan bütün olasıklar defalarca yaşandı, belki diğer paralel
evrende yaşanmaya devam ediyor. Bizler öğrenmeye hep devam etmeliyiz. Her ne
yaşıyor olursak olalım, her dersin bir öğreti olduğunu bilincinde olalım. Her
öğretinin ne hissettirdiğine odaklanalım.
Yenilenmenin
ve ruhumu iyileştirmemim bambaşka bir kavşağındayım kendim için şu zamanlar.
Yürekten inanarak söylüyorum ki yönümü bulamadığımı sandım her karar kavşağımda
aslında ben hep doğru kavşağa koşuyormuşum. Tıpkı sizler gibi. Tıpkı bizler
gibi.
… Ki sanki hep aslında olması gereken tam da buymuş gibi ;)
AYNADAKİ BEN
“Bugün
kendime yazıyorum…”
Evet, biliyorum. Uzun zamandır aynanın karşısında gördüğün o kadınla
konuşuyorsun. Yanaklarına düşen ışıkla değişen, zamanla olgunlaşan, ama hiçbir
zaman sönmeyen o ateşiyle.
Biraz
yorgun, biraz kırgın, biraz güçlü…
Ama en çok uyanmış.
Senin
içindeki kadın, yıllardır bir çatı katı hayal ediyor. Sıcacık bir yuva…
Koyun koyuna sevdiği adamla, minik elleri avuçlarına dolanan yavrularıyla,
sevdiği herkesle aynı sofrada, aynı nefeste…
Dokunmanın
anlamını bilen, dokunurken konuşan, dokunulduğunda içindeki ormanları uyandıran
bir kadınsın.
Sevmenin tadını bilen, sevilmenin değerini ölçen, yüreğini bir omuza
yasladığında okyanusa açılır gibi huzur bulan bir kadın…
Ve o adam…
Mutluluğunu kendi mutluluğunun önüne koyan…
Gözlerine bakmaya kıyamayan…
Seni kıskandığını kelimelerle söylemeyip, tebessümünün kenarındaki çapkın
gülüşle ele veren…
Yaklaştıkça nefesini nefesine karıştıran…
Yeşiller açtıran, sinir uçlarını titreten, ruhunu misafir gibi değil ev
sahibi gibi hisseden…
Masada
bağıra çağıra şarkı söylediğin, sokaklarda dans ettiğin, soğuğa meydan okuyup
güneşle sarhoş olduğun o kadın hep onun yanında daha özgür.
Çünkü o adam senin düşüncelerine değer veriyor…
Duygularını okuyor…
Mutluluğunu önemsiyor…
Ve sana centilmence bir alan açıyor.
Sonra Evrenler…
Sen sadece
bir zamanın, bir yaşamın kadını değilsin.
İçinde binlerce evrenin yankısı var.
Hissediyorsun, değil mi?
Sanki başka
paralel evrenlerde de aynı seçimleri yapan başka “sen”ler var.
Ve hepsi kendi derslerini tamamlıyor.
Sen zamanın ilmeklerini çözmüş gibisin:
Her sabah huzurla uyanıyorsun çünkü doğru paralel çizgide olduğunu biliyorsun.
Şükrediyorsun.
Hamd ediyorsun.
Biliyorsun.
Hissediyorsun.
Puzzle’lar
yerine oturdu.
Sen artık hayatın işaretlerini okuyabilen bir kadınsın.
Ve Şimdi…
Yenileniyorsun.
Ruhunun başka bir kavşağında, başka bir eşikte duruyorsun.
Yönünü kaybettiğini sandığın her yerde aslında kendi pusulana koşmuşsun.
Tıpkı bizler gibi…
Tıpkı senin de dediğin gibi…
Belki de her şey zaten tam da olması gerektiği gibi oldu.
Ve sen bugün, kendine konuşan kadın;
kendine şefkatle yaklaşan, kendini duyan, kendine güvenen kadın…
Görüyorum seni.
O kadın büyümüş.
O kadın dönüşmüş.
O kadın kendi evreninin merkezine cesurca dönmüş.
Ve yalnız bir yüz görmüyorum.
Orada;
sevmeyi öğrenmiş,
öğretisini almış,
yenilenmiş,
bütün paralel ihtimallerin içinden kendi hakikatine dokunmayı seçmiş bir “ben”
görüyorum.
Ve işte bu yüzden…
Artık hikâyemin başrolü kim olursa olsun,
hikâyenin yazarı hep benim.
Aynadaki kadına gülümsüyorum.
“Sen,” diyorum…
“Tam olarak burada olman gereken yerdesin.”
yUVAM' A...
Sevdiklerimle birlikte güzel bir gün daha...

Yorumlar
Yorum Gönder